Kurt Cobain dosyası: İntihar mı yoksa cinayet mi?

Gökalp Baykal

Kurt Cobain, 1990′ların başında Nirvana adlı alternatif rock grubuyla yeri yerinden oynatan güzel insan, ününün doruğunda iken öldü mü yoksa öldürüldü mü? Yoksa hiç yaşamadı mı? Üçüncü sorunun yanıtı gayet basit gibi görünüyor: Resmi kayıtlara göre Kurt Donald Cobain, 20 Şubat 1967′de Wendy ve Donald Cobain’in çocuğu olarak dünyaya geldi (ABD). Diğer iki soruya gelince… Yine resmi kayıtlara göre 8 Nisan 1994 yılında, yani av tüfeğinin namlusunu ağzına alıp tetiği çektikten 3 gün sonra cesedi bulundu. Yanında suç aleti vardı (intihar da bir suçtur, tek farkının topluma karşı değil tek bir bireye karşı işlenmiş olduğu söylenebilir; eylem başarılı olduysa yeryüzünde cezası yoktur). Gerçekten de Kurt Cobain ölmüştü. Arkasında gözü yaşlı bir eş Courtney Love ve daha hiç bir şeyin farkında olmayacak kadar küçük yaştaki çocuğu Frances Bean. Söylentiler ayyuka çıkmakta gecikmedi: Cobain intihar etmedi, öldürüldü! Hatta kuşkular şen dul Courtney üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Oysa Kurt’un yaşamının sona ermesindeki gizin aydınlığa çıkmasını en çok isteyenlerden bir de sanki oydu. Oysa her şey ne güzel başlamıştı…
Solak Silahşor
Solaklar şanslı olur derler, yanlış! Hepsi değil… Örneğin Paul McCartney evet de Jimi Hendrix hayır! Cobain de solak bir gitaristti, üstelik o gitarda hiç de iddialı değildi. O cici bici solak Fender Mustang veya Fender Duo Sonic gitarları eline ne de yakışırdı; üstelik onları kırmaya da doyamazdı. Neyse bırakalım “rakçı” geyiklerini. 1988′de kendisi gibi Seattle’ı mesken eylemiş kafadar arkadaşı Hırvat asıllı Krist Novaselic ile birlikte kurdukları, üçüncü el gitarlarla birinci sınıf müzik yapan rock grubu Nirvana, her ne kadar ismini yazarınızın gençliğindeki hippi grubu Nirvana’dan araklamış olsa da (bende hala bir plakları var), kısa sürede o çiçek çocuklarının elde ettiğinin kat be kat üstünde başarı ve üne sahip oldu. 1988′de yanlarına davulcu Dave Grohl’u da alarak giriştikleri ilk albümleri olan Bleach’i 600 dolar gibi bir paraya kaydederek Sub Pop firmasından yayınladılar. Efsane böyle mini bir başarısızlıkla başlamıştı. Plakları az satmakla birlikte içten dışa vurumlarındaki tutarlılık, açık sözlülükleri, sadelikleri ve enerjileri ile kendilerini önce Seattle gençliğine daha sonra diğer eyaletlerin ahalisine sevdirmekte gecikmediler. 1991 yılı ve Smells Like Teen Spirit kırkbeşliğinin getirdiği ses, kısa sürede Nirvanayı liste başına, Kurt Cobain’i ise “kuşağının sözcüsü” durumuna getirdi. Daha sonra Nevermind albümünün tüm dünyadaki inanılmaz başarısı geldi. Artık her yerde aranılan bir gruptular. 1992 yılının Şubat’ında feleğin çemberinden geçmiş eski bir gösteri sanatları ağır işçisi ve yine kendisi gibi gitarist ve şarkıcı olan, güzelliği yanında frapanlığı ile de dikkati çeken Courtney Love ile evlendi Love (o zaman değil ama şimdi çok ünlü olan Hole grubunun lideridir). Yılın ortalarında Frances Bean doğdu. İkisi de sıkı miktarlarda uyuşturucu kullanan bu çiftin sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmeleri konusundaki kuşkular bütün dünyaya dert oldu. Ancak herkes yanıldı, Frances sağlıklıydı, yine de çiftimiz uyuşturucudan vazgeçecek gibi görünmüyordu. Aynı yılın sonunda Insesticide albümü yayınlandı. Yine ödüller, ödüller. Aradan bir yıl geçmeden In Utero albümü. Hemen peşinden Unpluged in New York konserinin kaydı yapıldı. Bu konserin albümü Cobain o sıralarda aramızda olmadığı için göremeyecektir. Bir diğer göremeyeceği Nirvana eseri ise From The Muddy Banks Of Whishka adlı derleme konser albümü olacaktır (1996).
Sonun başlangıcı
Artık sağlığı bozulmaktadır; o sıskacık beden (çam yarması olsa ne yazardı ya) onca uyuşturucuya direnç gösterememekte ve beynini de yemektedir. Courtney, özelikle içine kapalı ve sade bir yaşamdan yana olan bir genç için zor bir eştir. İçini kemiren kuşku, kenara atılmışlık ve yalnızlık duygusu giderek eroin bataklığının kayan kumları arasında gömülmesini getirmektedir. Sonuç olarak 1994 Mart’ının başlarında Kurt komaya girerek hastaneye yatırılır. Tek isteği biraz muzlu süttür. Bir hafta bile yatakta kalamaz ve hastaneyi terk eder. Kendisinden nefret ettiğini ve ölmek istediğini alenen beyan etmiştir bir kere. Sonrası malum: Bang! Kısacık bir ömür (hatta çok kısa) ve aynı Hendrix, Joplin, Mark Bolan ve diğerleri gibi bir yandan üretkenlikte diğer yandan ölümü kucaklamakta aşırı acelecilik.
Bir cinayet davası
Kurt, ardında bir adet veda notu ve bir yığın mantıksal çelişki bırakmıştı. Şöyle bir kaç paragraf boyunca bunları izleyelim:
* İlk olarak Kurt Cobain’in ölümü sırasındaki genel duruma bir bakalım. Öncelikle bilmeliyiz ki Kurt ve Courtney ayrılmanın eşiğindeydiler ve iş mahkemeye intikal etmişti. Courtney pekala Kurt’un ilişkilerinin bittiğinin farkında olduğunu biliyordu. Courtney en acımasız “boşanma” avukatlarından birini tutmuştu ve Kurt’un cüzdanını hafifletmeye kararlıydı.
* Birisi, her kimse, Kurt Cobain’in öldükten sonra bulunamayan kredi kartını kullanmaya teşebbüs etmiş, ama hesap iptal edildiği için başarısız olmuştu. Halen bu kişi bulunamadı.
* Cobain bir suikaste kurban gitmekten veya kısaca öldürülmekten korkuyordu ve kendi canına kıydığı silahı, uyuşturucu tedavisi için Los Angeles’daki kliniğe yatmadan önce satın almıştı. Her ne kadar klinikten çıkıp Seattle’daki evine döndüğünde, doğrudan intihar amaçlı olarak aldığı söyleniyorsa da bu gerçek değil. Silahta üç mermi vardı ve tümüyle savunma amaçlı olarak doldurulmuştu.
* Aslında ortada herhangi bir intihar mektubu falan olduğu tartışmaya tümüyle açıktır. Her ne kadar mektubun sonunda karısına ve kızına hitaben yazıldığı polis kayıtlarına geçtiyse de, mektubun içinde kendini öldürmenin arifesinde olduğunu ima eden bir ifade yoktur. Buda’ya diye başlayan mektup aslında Kurt Cobain’in show-biz’den ne kadar sıkıldığını ve hayranlarına bu işi bırakmayı düşündüğünü biraz dokunaklı bir dille anlatan bir dilekçe gibidir. En sondaki yani karısına ve kızına hitaben kaleme alınmış iki üç satırdaki el yazısının Kurt’a ait olduğu halen kuşkuludur (Buda yaklaşımı bizcileyindir, yoksa Boddah diyor, dostlar falan diye çevrilebilir).
* Kurt’un cesedi bulunduğunda ikinci bir not daha vardı ve Courtney bunu, ta ki aylar sonra Rolling Stone dergisinin yaptığı bir söyleşiye kadar sakladı. Bu notta Kurt, Courtney’i ve hatta Seattle’ı terk edeceğini söylüyordu ama gezegeni terk edeceğine ilişkin bir ibare yoktu.
* Kurt Cobain odasında kapalı kalmamıştı. Kapının önüne bir şeyler yığılmamış ve Kurt, ölenin kendisi olduğu anlaşılsın diye sürücü ehliyetini ortalığa bırakmamıştı. Cesedini bulan memur, ehliyetini cüzdanından kendisi çıkartmıştı.
* Silahın üzerinde Kurt Cobain’e ait belirgin parmak izlerine rastlanmamıştı. Ayrıca rastlanması da mucize olurdu, çünkü parmak izi testi, ceset bulunduktan yaklaşık bir ay sonra yani 6 Mayıs’ta yapılmıştı.
* Kurt’un cansız bedeninde, öldürücü dozun üç katı eroin aldığı saptanmıştı; kanının litresinde 1,52 mg zehir vardı. Toplam 225 mg eroin şırınga etmiş olması gerekiyordu, hem de kendi başına. Ayrıca kanında Diazepam adlı pisliğe de rastlanmıştı. Varsayalım ki bu kadar zehri tek başına aldı (ki bu tümüyle olanaksız), bu durumdaki bir insanın değil tüfeğin namlusunu ağzına götürmesi ve tetiği çekmesi, göz kapağını bile açması mümkün müdür? Üstelik bu dozajla Tahtalıköy’e dönüşü olmayan seyahat zaten garantiyken, neden yatağına yatıp huzur içinde ölümü beklemedi. Bir kaç dakika gecikmeden ne çıkardı.
Yukarda saydıklarımız, sis perdesinin ilk tabakası. Kısacası Kurt Cobain’in intihar ettiği yani kendi canına kıydığı yaklaşımı tümüyle bir sis perdesinin ardındadır ve bu gidişle de eğer bir gün biri çıkıp konuşmazsa, “asılmak için doğanlar denizde boğularak ölmezler” türü bazı yorumlar yapılıp, gencecik bir insanın ölümü medyatikleştirilmeye devam edecektir. Halbuki Kurt Cobain, yaşamı boyunca medya maymunları ve maymun bakıcılarından rahatsızlık duymuştu. Dalgasını geçmek için giysilerinin üzerine kombinezonu geçirip dalgasını geçmişti. Ayrıca bu satırlarda dünyanın bir ucundan kalkıp da üstelik müziğini de pekala beğendiğim Courtney Love hakkında ileri geri suçlamalar yaptığım sanılmasın (Ayrıca kendisini de pek beğeniyorum, var mı diyeceğiniz?). Yalnızca Internet üzerinde sıklıkla karşılaştığım bir sorunsalı sizlere de yansıttım (Lütfen dikkat: Burada “sorunsal” sözcüğünü kasten kullandım, “problematique” yerine uydurulmuş bu yanlış sözcüğü görün diye; “sal” eki almış sözcük cins isim yerine böyle kullanılır mı? Eğer işin içinde sorun varsa “sorun” deyin olun bitsin, yanına “masal” der gibi “sal” eklemek de neyin nesi?).
Bu yazımızda büyük desteği geçen ve her ne kadar tanışamadıysak da Web sayfasına “abone” olduğum Tom Grant’e teşekkürü borç biliyorum. Dünya çapında, Kurt Cobain öz kıyımının veya kıyımının araştırılmasında yıllardır büyük çaba gösteren bu zatın sitesini ziyaret ederek, dosyalar dolusu bilginin içinde daha çarpıcı ayrıntılar bulabilirsiniz. Biz size yalnızca kafalara takılan soruları verdik; polisiye meraklıları araştırsın bakalım. Hem orada Kurt Cobain’in veda mektubunu ve bazı resmi belgeleri de bulacaksınız. Yorumlarınızı bekliyorum; amaç dünyanın bir ucundan Cinayet Dosyası oynamak değil, ama biraz jimnastik fena mı?
www.ru/nirvana/grant.html
PCWORLD Internet Guide Eki – Nisan 1997