<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gökalp Baykal</title>
	<atom:link href="http://gokalpbaykal.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://gokalpbaykal.com</link>
	<description>Müzisyen, Yüksek Mimar, AutoCAD, Revit, Photoshop yazarı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jan 2012 23:23:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Mona Lisa Heykeli</title>
		<link>http://gokalpbaykal.com/mona-lisa-heykeli/</link>
		<comments>http://gokalpbaykal.com/mona-lisa-heykeli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 20:07:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpbaykal.com/?p=332</guid>
		<description><![CDATA[Mona Lisa&#8217;nın Heykeli Gökalp Baykal Size bir soru sormak istiyorum: Mona Lisa&#8217;nın heykelini gözünüzde canlandırabiliyor musunuz? Ya da Rodin&#8217;in Düşünen Adam&#8217;ının yağlıboya tablosunu nasıl bulursunuz? Hem bir de Mona Lisa&#8217;nın yanağına koca bir ben yerleştirelim, elleri de öyle birbirine kavuşturulmuş değil de havaya kalkmış ve zafer işareti yapıyor olsun. Şu bizim adamın resmine de yakışıklı bir bıyık çizelim, hem niye oturuyor, biraz da ayakta dursun bakalım. Yo durun, hemen kızmayın Farz edelim dedim topu topu. Yine de aklıma takılıyor Mona [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mona Lisa&#8217;nın Heykeli</p>
<p>Gökalp Baykal<br />
Size bir soru sormak istiyorum: Mona Lisa&#8217;nın heykelini gözünüzde canlandırabiliyor musunuz? Ya da Rodin&#8217;in Düşünen Adam&#8217;ının yağlıboya tablosunu nasıl bulursunuz? Hem bir de Mona Lisa&#8217;nın yanağına koca bir ben yerleştirelim, elleri de öyle birbirine kavuşturulmuş değil de havaya kalkmış ve zafer işareti yapıyor olsun. Şu bizim adamın resmine de yakışıklı bir bıyık çizelim, hem niye oturuyor, biraz da ayakta dursun bakalım. Yo durun, hemen kızmayın Farz edelim dedim topu topu. Yine de aklıma takılıyor Mona Lisa&#8217;nın heykeli yapılırken bacakları gösterilse daha mı iyi olur, ya boyu yaklaşık kaç santimetredir? İki boyutta algıladığımız bir dünya acaba üç boyutta hangi sınırları zorlar? Stanislav Lem&#8217;in Solaris&#8217;ini okuyanlar Tarkovski&#8217;nin çektiği filmini görünce biraz hayal kırıklığına uğramadıklarını söyleyemezler her halde. Yüzyılımızın sanatı sinema bile ses, ışık, görüntü, mekan gibi olanakları bir arda kullanmasına karşın romanların beyaz ekrana yansıtılması sırasında, beyaz kağıdın gizemli dünyasını bir miktar zedelemiyor mu?<br />
Yukarıdakilere benzer örmekleri daha da arttırmak olası, uyumsuz ve olumsuz örnekler şüphesiz ki sanatsal alanda yapılan üretimlerin ayrılmaz bir parçası. Güzel-çirkin, başarılı-başarısız veya çağdaş-çağdışı gibi sübjektif değerlendirmelerin tümüyle dışında anlamlı-anlamsız gibi bir yaklaşım içinde az önce saydığımız örneklerin bu günlerde, hatta yıllardır süratle artan bir türünden söz etmek istiyorum: Türk tipi protest müzikten, daha doğrusu protest müzik ya da özgün müzik adı yakıştırılan şiirden devşirme şarkılardan, hani hepiniz dinlemişsinizdir Nazım Hikmet&#8217;in, Can Yücel&#8217;in, Ahmet Arif&#8217;in, A. Kadir&#8217;in ve pek çok büyük şairin güzelim şiirlerini besteleyip, bunları hiç tanımadıkları bir müzik türünün adı altında ortaya koyanlardan söz ediyoruz. Protest karşı çıkış, reddediş demektir. Tamam bunu onlar da bilirler, düşüncelerinde ve tümüyle içtenliğine inandığımız fikirlerinde karşı çıkış ve reddediş son derece güçlüdür. Ayrıca bunun tartışma yeri bu satırlar değil ve tartışılması da belki gereksiz. Ancak karşı çıkıyorum, reddediyorum derken kendi fikirlerini ve duygularını ortaya koymak yerine bir şairin karşı çıkışını nakletmek acaba ne kadar özgün oluyor? Protest şarkı kendi şiirini yazan şarkıdır, bir şiirin içeriğini kendi kalıbına uyduran şarkı değildir. Can Yücel&#8217;in şiirini bestelemekle kimse kimseye o şairin estirdiği rüzgardan bir yaz esintisi bile ulaştıramaz. Şiir ayrı bir dünyadır, protest şarkı sözü ayrı. Her birinin kendine has iç dünyası, biçemi ve makyajı vardır.<br />
Dünyada protest müziğin sayısız örnekleri var, tabii bestelenmiş tabii bestelenmiş şiirlerin de pek çok örneği vardır. Ama protest müzisyen denince sözü ve müziğiyle, hatta düzenlemesiyle kendine özgü bir ifade biçemine sahip ve bu ifadesini kendi çabasıyla insanlarla paylaşan müzisyen anlaşılır. Nedense bizde her şeye bir isim yakıştırılıyor, her türlü terim birbirine karıştırılıyor: Liberalizmle tutuculuk, iyi niyetlilikle aptallık, barışseverlikle güçsüzlük, cesaretle saldırganlık, anarşizmle terör gibi. Sonuçta terimlere hep yenik düşüyoruz. Hiç bir sanat ürünü gösterişli bir adı olduğu için daha anlamlı olmuyor, insanları çok uzun süre kandıramıyor. Karşı çıkış, reddediş, başkaldırı, bunlar şarkı geleneğinin Ortaçağ trubadurlarından günümüze değin değişmeyen en güçlü temalarıdır. Bu arada henüz belden yukarı çıkamamış bazı sanat müziklerinden burada söz etmek bile yersiz. Bir robot olmayı, güdülmeyi kendine yediremeyen, hatta doğasında bile olmayan pek çok sanatçı bu temaları işleyerek fikirlerini başkaları ile de paylaşıyor, onları kimse susturamıyor. Hangi hitabet bir şarkı kadar etkili, hem akılda kalıcı hem de sürükleyici olabilmiştir? Woodstock, No Nukes, Human Rights Now, Mandela&#8217;nın Yaş Günü, Uluslararası Af Örgütü konserlerinin insanların düşüncelerine verdiği motor gücü verebilecek bir sempozyum düşünebiliyor musunuz? İşte protest budur, köktenci ve coşkulu bir haykırıştır, güzelim şiirleri prosodi yanlışlarıyla doldurup uzatıp çekerek, halk müziği sentezi olduğu iddia edilen her hangi bir besteye oturtmak değil.<br />
Müziğe yeni başlayan pek çok genç protest ya da özgün diye bilinen müziğin Türk tipi olanını tercih ekiyor, yine de oyuna gelmeyip kendi şarkısını yazanların sayısındaki artış oldukça sevindirici. Tabii eski toprakların da hakkını yemeyelim: Cem Karaca Bülent Ortaçgil, Nejat Yavaşoğulları, Mazhar Alanson, Barış Manço gibi müzisyenlerin her biri kendi türünde ve kendilerine özgü şarkılarıyla yollarına devam ediyorlar. Bu müzisyenlerin bütün şarkıları belki protest şarkı değil belki ama belli bir özgünlük çizgisi içinde kaldıkları da bir gerçek. Şarkı yazmak kolay iş değil tabi, bunu hepimiz biliyoruz, hele özgünlük oldukça iddialı bir uğraş. Şiir besteleyenlerin de bir gün işin kolayına kaçmayı bırakıp karşı çıkan ya da çıkmayan ama gerçek anlamda özgün şarkılara yönelmelerini bekliyoruz.<br />
Yayınlanmamış yazı &#8211; Kasım 1989<br />
Not 1999: Bu yorumlarıma lütfen işin adabını bilen ve naçiz dileğimi yerine getiren, zevkle dinlediğim Işığın Yansıması grubunu hariç tutarak bakınız . </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalpbaykal.com/mona-lisa-heykeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurt Cobain Dosyası</title>
		<link>http://gokalpbaykal.com/kurt-cobain-dosyasi/</link>
		<comments>http://gokalpbaykal.com/kurt-cobain-dosyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 19:50:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpbaykal.com/?p=320</guid>
		<description><![CDATA[Kurt Cobain dosyası: İntihar mı yoksa cinayet mi? Gökalp Baykal Kurt Cobain, 1990&#8242;ların başında Nirvana adlı alternatif rock grubuyla yeri yerinden oynatan güzel insan, ününün doruğunda iken öldü mü yoksa öldürüldü mü? Yoksa hiç yaşamadı mı? Üçüncü sorunun yanıtı gayet basit gibi görünüyor: Resmi kayıtlara göre Kurt Donald Cobain, 20 Şubat 1967&#8242;de Wendy ve Donald Cobain&#8217;in çocuğu olarak dünyaya geldi (ABD). Diğer iki soruya gelince&#8230; Yine resmi kayıtlara göre 8 Nisan 1994 yılında, yani av tüfeğinin namlusunu ağzına alıp tetiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kurt Cobain dosyası: İntihar mı yoksa cinayet mi?</p>
<p>Gökalp Baykal<br />
Kurt Cobain, 1990&#8242;ların başında Nirvana adlı alternatif rock grubuyla yeri yerinden oynatan güzel insan, ününün doruğunda iken öldü mü yoksa öldürüldü mü? Yoksa hiç yaşamadı mı? Üçüncü sorunun yanıtı gayet basit gibi görünüyor: Resmi kayıtlara göre Kurt Donald Cobain, 20 Şubat 1967&#8242;de Wendy ve Donald Cobain&#8217;in çocuğu olarak dünyaya geldi (ABD). Diğer iki soruya gelince&#8230; Yine resmi kayıtlara göre 8 Nisan 1994 yılında, yani av tüfeğinin namlusunu ağzına alıp tetiği çektikten 3 gün sonra cesedi bulundu. Yanında suç aleti vardı (intihar da bir suçtur, tek farkının topluma karşı değil tek bir bireye karşı işlenmiş olduğu söylenebilir; eylem başarılı olduysa yeryüzünde cezası yoktur). Gerçekten de Kurt Cobain ölmüştü. Arkasında gözü yaşlı bir eş Courtney Love ve daha hiç bir şeyin farkında olmayacak kadar küçük yaştaki çocuğu Frances Bean. Söylentiler ayyuka çıkmakta gecikmedi: Cobain intihar etmedi, öldürüldü! Hatta kuşkular şen dul Courtney üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Oysa Kurt&#8217;un yaşamının sona ermesindeki gizin aydınlığa çıkmasını en çok isteyenlerden bir de sanki oydu. Oysa her şey ne güzel başlamıştı&#8230;<br />
Solak Silahşor<br />
Solaklar şanslı olur derler, yanlış! Hepsi değil&#8230; Örneğin Paul McCartney evet de Jimi Hendrix hayır! Cobain de solak bir gitaristti, üstelik o gitarda hiç de iddialı değildi. O cici bici solak Fender Mustang veya Fender Duo Sonic gitarları eline ne de yakışırdı; üstelik onları kırmaya da doyamazdı. Neyse bırakalım &#8220;rakçı&#8221; geyiklerini. 1988&#8242;de kendisi gibi Seattle&#8217;ı mesken eylemiş kafadar arkadaşı Hırvat asıllı Krist Novaselic ile birlikte kurdukları, üçüncü el gitarlarla birinci sınıf müzik yapan rock grubu Nirvana, her ne kadar ismini yazarınızın gençliğindeki hippi grubu Nirvana&#8217;dan araklamış olsa da (bende hala bir plakları var), kısa sürede o çiçek çocuklarının elde ettiğinin kat be kat üstünde başarı ve üne sahip oldu. 1988&#8242;de yanlarına davulcu Dave Grohl&#8217;u da alarak giriştikleri ilk albümleri olan Bleach&#8217;i 600 dolar gibi bir paraya kaydederek Sub Pop firmasından yayınladılar. Efsane böyle mini bir başarısızlıkla başlamıştı. Plakları az satmakla birlikte içten dışa vurumlarındaki tutarlılık, açık sözlülükleri, sadelikleri ve enerjileri ile kendilerini önce Seattle gençliğine daha sonra diğer eyaletlerin ahalisine sevdirmekte gecikmediler. 1991 yılı ve Smells Like Teen Spirit kırkbeşliğinin getirdiği ses, kısa sürede Nirvanayı liste başına, Kurt Cobain&#8217;i ise &#8220;kuşağının sözcüsü&#8221; durumuna getirdi. Daha sonra Nevermind albümünün tüm dünyadaki inanılmaz başarısı geldi. Artık her yerde aranılan bir gruptular. 1992 yılının Şubat&#8217;ında feleğin çemberinden geçmiş eski bir gösteri sanatları ağır işçisi ve yine kendisi gibi gitarist ve şarkıcı olan, güzelliği yanında frapanlığı ile de dikkati çeken Courtney Love ile evlendi Love (o zaman değil ama şimdi çok ünlü olan Hole grubunun lideridir). Yılın ortalarında Frances Bean doğdu. İkisi de sıkı miktarlarda uyuşturucu kullanan bu çiftin sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmeleri konusundaki kuşkular bütün dünyaya dert oldu. Ancak herkes yanıldı, Frances sağlıklıydı, yine de çiftimiz uyuşturucudan vazgeçecek gibi görünmüyordu. Aynı yılın sonunda Insesticide albümü yayınlandı. Yine ödüller, ödüller. Aradan bir yıl geçmeden In Utero albümü. Hemen peşinden Unpluged in New York konserinin kaydı yapıldı. Bu konserin albümü Cobain o sıralarda aramızda olmadığı için göremeyecektir. Bir diğer göremeyeceği Nirvana eseri ise From The Muddy Banks Of Whishka adlı derleme konser albümü olacaktır (1996).<br />
Sonun başlangıcı<br />
Artık sağlığı bozulmaktadır; o sıskacık beden (çam yarması olsa ne yazardı ya) onca uyuşturucuya direnç gösterememekte ve beynini de yemektedir. Courtney, özelikle içine kapalı ve sade bir yaşamdan yana olan bir genç için zor bir eştir. İçini kemiren kuşku, kenara atılmışlık ve yalnızlık duygusu giderek eroin bataklığının kayan kumları arasında gömülmesini getirmektedir. Sonuç olarak 1994 Mart&#8217;ının başlarında Kurt komaya girerek hastaneye yatırılır. Tek isteği biraz muzlu süttür. Bir hafta bile yatakta kalamaz ve hastaneyi terk eder. Kendisinden nefret ettiğini ve ölmek istediğini alenen beyan etmiştir bir kere. Sonrası malum: Bang! Kısacık bir ömür (hatta çok kısa) ve aynı Hendrix, Joplin, Mark Bolan ve diğerleri gibi bir yandan üretkenlikte diğer yandan ölümü kucaklamakta aşırı acelecilik.<br />
Bir cinayet davası<br />
Kurt, ardında bir adet veda notu ve bir yığın mantıksal çelişki bırakmıştı. Şöyle bir kaç paragraf boyunca bunları izleyelim:<br />
* İlk olarak Kurt Cobain&#8217;in ölümü sırasındaki genel duruma bir bakalım. Öncelikle bilmeliyiz ki Kurt ve Courtney ayrılmanın eşiğindeydiler ve iş mahkemeye intikal etmişti. Courtney pekala Kurt&#8217;un ilişkilerinin bittiğinin farkında olduğunu biliyordu. Courtney en acımasız &#8220;boşanma&#8221; avukatlarından birini tutmuştu ve Kurt&#8217;un cüzdanını hafifletmeye kararlıydı.<br />
* Birisi, her kimse, Kurt Cobain&#8217;in öldükten sonra bulunamayan kredi kartını kullanmaya teşebbüs etmiş, ama hesap iptal edildiği için başarısız olmuştu. Halen bu kişi bulunamadı.<br />
* Cobain bir suikaste kurban gitmekten veya kısaca öldürülmekten korkuyordu ve kendi canına kıydığı silahı, uyuşturucu tedavisi için Los Angeles&#8217;daki kliniğe yatmadan önce satın almıştı. Her ne kadar klinikten çıkıp Seattle&#8217;daki evine döndüğünde, doğrudan intihar amaçlı olarak aldığı söyleniyorsa da bu gerçek değil. Silahta üç mermi vardı ve tümüyle savunma amaçlı olarak doldurulmuştu.<br />
* Aslında ortada herhangi bir intihar mektubu falan olduğu tartışmaya tümüyle açıktır. Her ne kadar mektubun sonunda karısına ve kızına hitaben yazıldığı polis kayıtlarına geçtiyse de, mektubun içinde kendini öldürmenin arifesinde olduğunu ima eden bir ifade yoktur. Buda&#8217;ya diye başlayan mektup aslında Kurt Cobain&#8217;in show-biz&#8217;den ne kadar sıkıldığını ve hayranlarına bu işi bırakmayı düşündüğünü biraz dokunaklı bir dille anlatan bir dilekçe gibidir. En sondaki yani karısına ve kızına hitaben kaleme alınmış iki üç satırdaki el yazısının Kurt&#8217;a ait olduğu halen kuşkuludur (Buda yaklaşımı bizcileyindir, yoksa Boddah diyor, dostlar falan diye çevrilebilir).<br />
* Kurt&#8217;un cesedi bulunduğunda ikinci bir not daha vardı ve Courtney bunu, ta ki aylar sonra Rolling Stone dergisinin yaptığı bir söyleşiye kadar sakladı. Bu notta Kurt, Courtney&#8217;i ve hatta Seattle&#8217;ı terk edeceğini söylüyordu ama gezegeni terk edeceğine ilişkin bir ibare yoktu.<br />
* Kurt Cobain odasında kapalı kalmamıştı. Kapının önüne bir şeyler yığılmamış ve Kurt, ölenin kendisi olduğu anlaşılsın diye sürücü ehliyetini ortalığa bırakmamıştı. Cesedini bulan memur, ehliyetini cüzdanından kendisi çıkartmıştı.<br />
* Silahın üzerinde Kurt Cobain&#8217;e ait belirgin parmak izlerine rastlanmamıştı. Ayrıca rastlanması da mucize olurdu, çünkü parmak izi testi, ceset bulunduktan yaklaşık bir ay sonra yani 6 Mayıs&#8217;ta yapılmıştı.<br />
* Kurt&#8217;un cansız bedeninde, öldürücü dozun üç katı eroin aldığı saptanmıştı; kanının litresinde 1,52 mg zehir vardı. Toplam 225 mg eroin şırınga etmiş olması gerekiyordu, hem de kendi başına. Ayrıca kanında Diazepam adlı pisliğe de rastlanmıştı. Varsayalım ki bu kadar zehri tek başına aldı (ki bu tümüyle olanaksız), bu durumdaki bir insanın değil tüfeğin namlusunu ağzına götürmesi ve tetiği çekmesi, göz kapağını bile açması mümkün müdür? Üstelik bu dozajla Tahtalıköy&#8217;e dönüşü olmayan seyahat zaten garantiyken, neden yatağına yatıp huzur içinde ölümü beklemedi. Bir kaç dakika gecikmeden ne çıkardı.<br />
Yukarda saydıklarımız, sis perdesinin ilk tabakası. Kısacası Kurt Cobain&#8217;in intihar ettiği yani kendi canına kıydığı yaklaşımı tümüyle bir sis perdesinin ardındadır ve bu gidişle de eğer bir gün biri çıkıp konuşmazsa, &#8220;asılmak için doğanlar denizde boğularak ölmezler&#8221; türü bazı yorumlar yapılıp, gencecik bir insanın ölümü medyatikleştirilmeye devam edecektir. Halbuki Kurt Cobain, yaşamı boyunca medya maymunları ve maymun bakıcılarından rahatsızlık duymuştu. Dalgasını geçmek için giysilerinin üzerine kombinezonu geçirip dalgasını geçmişti. Ayrıca bu satırlarda dünyanın bir ucundan kalkıp da üstelik müziğini de pekala beğendiğim Courtney Love hakkında ileri geri suçlamalar yaptığım sanılmasın (Ayrıca kendisini de pek beğeniyorum, var mı diyeceğiniz?). Yalnızca Internet üzerinde sıklıkla karşılaştığım bir sorunsalı sizlere de yansıttım (Lütfen dikkat: Burada &#8220;sorunsal&#8221; sözcüğünü kasten kullandım, &#8220;problematique&#8221; yerine uydurulmuş bu yanlış sözcüğü görün diye; &#8220;sal&#8221; eki almış sözcük cins isim yerine böyle kullanılır mı? Eğer işin içinde sorun varsa &#8220;sorun&#8221; deyin olun bitsin, yanına &#8220;masal&#8221; der gibi &#8220;sal&#8221; eklemek de neyin nesi?).<br />
Bu yazımızda büyük desteği geçen ve her ne kadar tanışamadıysak da Web sayfasına &#8220;abone&#8221; olduğum Tom Grant&#8217;e teşekkürü borç biliyorum. Dünya çapında, Kurt Cobain öz kıyımının veya kıyımının araştırılmasında yıllardır büyük çaba gösteren bu zatın sitesini ziyaret ederek, dosyalar dolusu bilginin içinde daha çarpıcı ayrıntılar bulabilirsiniz. Biz size yalnızca kafalara takılan soruları verdik; polisiye meraklıları araştırsın bakalım. Hem orada Kurt Cobain&#8217;in veda mektubunu ve bazı resmi belgeleri de bulacaksınız. Yorumlarınızı bekliyorum; amaç dünyanın bir ucundan Cinayet Dosyası oynamak değil, ama biraz jimnastik fena mı?<br />
www.ru/nirvana/grant.html<br />
PCWORLD Internet Guide Eki &#8211; Nisan 1997 </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalpbaykal.com/kurt-cobain-dosyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağustos 1996</title>
		<link>http://gokalpbaykal.com/agustos-1996-3/</link>
		<comments>http://gokalpbaykal.com/agustos-1996-3/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 18:25:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[CD]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gokalpbaykal.com/?p=290</guid>
		<description><![CDATA[Ağustos 1996 (Ekim 1997/KOD Müzik) Gökalp Baykal: Vokal, gitar, synthesizer, armonika Kayhan Yavuz: Vokal Sabih Cangil: Drum Machine düzenlemeleri Kayıt ve miks: Sabih Cangil &#8211; Ev stüdyosu Mastering: Erkan Okur » Şarkı Sözleri Gökalp Baykal&#8217;ın ilk resmî albümü. Şanson tadında rock and roll temelli 11+1 parçadan oluşan albüm sanatçının canlı çaldığı gitar (ve bir parçada mızıka) dışında bilgisayar teknolojisinden yararlanarak tek başına ürettiği ve görece yeni yazdığı şarkılar içinden seçerek oluşturduğu bir çalışma. Dinleyiciyi bir imgelem deryasında pupa yelken gezdirdikten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağustos 1996 (Ekim 1997/KOD Müzik)</p>
<div id="attachment_291" class="wp-caption alignnone" style="width: 292px"><img src="http://gokalpbaykal.com/wp-content/uploads/2012/01/agustos1996.jpg" alt="" title="agustos1996" width="282" height="283" class="size-full wp-image-291" /><p class="wp-caption-text">Ağustos 1996</p></div>
<p>Gökalp Baykal: Vokal, gitar, synthesizer, armonika<br />
Kayhan Yavuz: Vokal<br />
Sabih Cangil: Drum Machine düzenlemeleri<br />
Kayıt ve miks: Sabih Cangil &#8211; Ev stüdyosu<br />
Mastering: Erkan Okur<br />
» Şarkı Sözleri</p>
<p>Gökalp Baykal&#8217;ın ilk resmî albümü. Şanson tadında rock and roll temelli 11+1 parçadan oluşan albüm sanatçının canlı çaldığı gitar (ve bir parçada mızıka) dışında bilgisayar teknolojisinden yararlanarak tek başına ürettiği ve görece yeni yazdığı şarkılar içinden seçerek oluşturduğu bir çalışma.<br />
Dinleyiciyi bir imgelem deryasında pupa yelken gezdirdikten sonra ayak basılmamış kıyılara savurup atan hünerli bir şarkı yazarının muştucusu. Şarkı formuna uygun, melodik, hiç biri birbirine çalmayan, ne dediği anlaşılan parçalar yıllara meydan okuyacak lezzette. Hara güreyle dolu kulaklarımıza ılık nağmeler üfleyen hoş bir seda. (Bülent Tanatar)</p>
<p>Şarkılar: Yıllar Boyunca / Neden Uyandırdın / Issız Ada / Sen Burada / Zor Bulunan / Derdim Hiç Kimseyle No 1 / Derdim Hiç Kimseyle No 2 / Şu Hale Bak / Neyin Peşindeyim / Sevgililer Günü / Susamış Bir Ruh / Vasiyet</p>
<p>Albüm Kapak Notları</p>
<p>1996 yılının Ağustos günleri harikaydı.</p>
<p>Eski dost Sabih Cangil&#8217;in ev stüdyosunda 8 kanallı bir kasetli teyp kullanarak bir dizi şarkı kaydettik. Yirmi yılın getirdiği yakınlıkla, çay kahve içmek ve sohbet etmekten kalan zamanlarda şarkıları bir çırpıda bitirdik. Amaç daha sonra bu şarkıları donanımlı bir stüdyoda adam gibi kaydetmekti; ama olmadı. Yaklaşık bir yıl sonra Kod Müzik bu kayıtları olduğu gibi yayınlama kararı aldı. Dinlemekte olduğunuz müzik, 1996 yaz mevsiminin o keyifli Ağustos günlerinin tatlı bir anısıdır. Ellerin dert görmesin Sabih.</p>
<p>1980&#8242;den bu yana ürettiğim diğer şarkılara kaynak oluşturan müzik türlerine göndermeler içeren bu şarkıları, 1994 &#8211; 1996 yılları arasında yaptığım bestelerin içinden seçtim; hatta şarkıların bir kısmını kayıtlar sürerken yazdım. Canlı çaldığım elektrik ve akustik gitar (bir de mızıka) dışındaki çalgıları yani klavye, bass ve vurmalıları kaydederken synthesizer ve bilgisayar desteğinden yararlandım.</p>
<p>Kayıtlar sırasında, daha önceleri sesiyle bana sahnede de eşlik eden genç arkadaşım Kayhan Yavuz bazı şarkılarda yine yanımda oldu ve albüme ayrı bir lezzet kattı. Onu ilk kez sizlere tanıtmak son derece sevindirici. Teşekkürler Kayhan.</p>
<p>Tüm çalışmalarım sırasında yanımda olan sevgili kedilerim Yumak Anne Kedi, Prenses Yavru Kedi ve Minik Kedi&#8217;ye, yıllardır gösterdikleri sabırdan dolayı teşekkürler.</p>
<p>Her zaman için teşekkürler Şükrü Yüksel.</p>
<p>Teşekkürler Bülent (Tanatar); bu projeye inandığın ve sonuna kadar destek verdiğin için; yanlış yolda olmadığıma beni inandırdığın için. Yine benzer ve benzemez nedenlerle binlerce teşekkür Nadide (Baykal); hepsi bu.</p>
<p>Gökalp Baykal</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gokalpbaykal.com/agustos-1996-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

